
Ebru Yaşar Seçen, Makedon bir anne ve Priştineli bir babanın oğlu olarak 1970 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Davutpaşa Lisesi ve Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümünden mezun olan Seçen, üniversite eğitiminin ardından, kariyerini, ortaokuldan beri ilgilendiği tiyatro oyunculuğu üzerine kurmuştur.
2002 yılından itibaren Ankara Özel Oda Tiyatrosu ile birlikte çalışmıştır. 2003 yılında yine Oda Tiyatrosu ile Anadolu Turnesini gerçekleştirmiş, Türk halkının sanattan uzak kalan kesimlerine ve gençlere tiyatro sevgisi aşılama misyonu çerçevesinde kar-kış demeden binlerce kilometre yol almışlardır. Ayrıca 2003 yılında, Operadaki Hayalet Üzerine Bir Fantezi Oyunu ile 48 saat sahnede kalarak halen kırılamamış bir rekora imza atmışlardır.
Ebru Yaşar Seçen, tiyatro oyunculuğunun yanı sıra Avea, Turkcell, hepsiburada.com, Koç Allianz başta olmak üzere çeşitli reklamlarda ve Avrupa Yakası, Deli saraylı, Zoraki Başkan gibi TV dizilerinde rol almıştır.
Ayrıca TRT’de program yazarlığı, Vatan Gazetesi İstanbul Guide’da yazı metin yazarlığı, reklam ajanslarında reklam metin yazarlığı görevlerinde de bulunmuştur.
Seçen, İstanbul Özel Oda Tiyatrosu’nda (eski Ankara Özel Oda Tiyatrosu) 2011 yılına kadar genç oyuncu adaylarına Diksiyon ve Oyunculuk-Drama ile Sahne Beden Dili eğitimleri; İstanbul Davutpaşa Lisesi ve İstanbul Vatan Anadolu Lisesi’nde Oyunculuk eğitimleri vermiştir. Halen Baila Tango’da Sirtaki ve Zeibekiko dersleri vermektedir.
Ebru Yaşar Seçen, aldığı ve verdiği oyunculuk, beden dili ve diksiyon derslerini harmanlayarak, kurumsal ve bireysel ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde “Ebru Yaşar Seçen ile Bir Dil Bir Beden” Eğitimi altında toplamıştır.
Ebru Yaşar Seçen ile Bir Dil, Bir Beden
Dünya, devasa bir tiyatro sahnesi ve herkes birer oyuncu…
Doğumdan itibaren roller ediniyoruz. Çocuk gibi, öğrenci gibi, genç gibi, yetişkin gibi, asker gibi, çalışan gibi, eş gibi, ebeveyn gibi, işveren gibi davranıyoruz…
Tüm bu süreç boyunca, bulunduğumuz pozisyonlarda ana amacımız, kendimizi anlatabilmek. Rollerimize bürünmüş veya rollerimizin dışındaki kendimizi ifade edebilmek. Herkesin aynı amaçla yola çıktığı sahnede, önemli bir nokta da karşımızdakini anlayabilmek…
Tam da bu yüzden, bu anlaşılma ve anlama çabasının adına “iletişim” deniyor.
Yazılı ve sözlü iletişimin artmasıyla, yüz yüze kurulan iletişimlerdeki başarı oranımız azaldı. İşlerimizi telefonla, maille hallediyor, bankaya otomatik ödeme talimatı veriyor, alışverişimizi internetten yapıyoruz ve böylece kişisel iletişim kapılarımızı yavaş yavaş kapıyoruz.
Karşımızdakini anlamak ve kendimizi anlatmak için aynı dili biliyor olmamızdan çok daha fazlasına ihtiyacımız var… Eskiden olduğu ve bundan sonra da olacağı gibi; beden dilimize... Beden dili, global olarak standart sayılan, dile, dine, ırka, sosyolojik yapıya göre değişmeyen iletişim biçimidir.
Kişisel yapımız, özgüvenimiz, komplekslerimiz, bizim dış dünyaya sunduğumuz resmin renklerini oluşturur. Eğer kendi portremizi doğru yansıtmak istiyorsak, hatta bazı yanlarımızı öne çıkarıp, bazı yanlarımızın arka planda kalması gerektiğini düşünüyorsak, öncelikle beden dilimizi iyi çözmemiz gerekir.
Gözlerimizle neyi anlatıyoruz? Ellerimizi doğru kullanıyor muyuz? Ayaklarımız ve bacaklarımızla karşı tarafa ne sinyal veriyoruz? Karşımızdaki insanla mesafemizi koruyabiliyor muyuz? Dinlemeyi ve kendimizi anlatmayı biliyor muyuz? Satış esnasında alıcı bizi dinliyor mu, yoksa onu çok mu zorluyoruz?
İş başvurularında, ast-üst ilişkilerinde, kişisel ilişkilerde, satışta, toptan işten çıkarmalarda... Kısaca “insanın insanla karşılaştığı” her alanda, iletişimde karşılaştığınız sorunların sebeplerini bulacağız. Dinlemekten anlatmaya, iletişimin ana yollarından başlayıp, ara yollara, küçük iletişim sihirlerine gireceğiz...
Kurumsal seminer veya kişisel eğitim kapsamında “Ebru Yaşar Seçen ile Bir Dil Bir Beden”, Eylül 2011’den itibaren sizinle...
İletişmek üzere...